< Ayıp ayıp, Tanrı konuşmak için susmamızı bekliyor. - Blogcu





BULMAK


Bir an kayboldun gibi! yaşadım kıyameti

Yoruldun ama buldun ey kalbim emaneti

 

Yeniden su yürüdü dalıma yaprağıma

Bir bakışın can verdi kurumuş toprağıma

 

Çiçeğe durdu kalbim içtim parmaklarından

Göz çeşmem suya erdi sevda kaynaklarından

 

Bir aydınlık denizin sonsuz derinliğinde

Yüzüyorum gözünün yeşil serinliğinde

 

Bir ışık bir kelebek biraz çiçek biraz kuş

Yeni bir ülke yüzün ellerimde kaybolmuş

 

Soluğum bir kuş gibi uçuyor ellerine

Kapılıp gidiyorum saçının sellerine

 

Gözlerinden göğüme sayısız yıldız akar

Bir gülüşün içimde binlerce lamba yakar

 

Bir kurtuluştur o an çağrılsa senin adın

Sesin ne kadar sıcak sesin ne kadar yakın

 

Tabiat bir bembeyaz gelinlik giymiş gibi

Yüzüme kar yağıyor sanki elinmiş gibi

 

Sensiz geçen zamanı belli yaşamamışım

Sensizlik bir kuyuymuş onu aşamamışım


E.Beyazıt


Halvet der encümen


Konuştukça içimdeki uğultu büyüyor, dedi Kadın. Büyüdükçe daha

çok konuşuyorsun, dedi Adam. İnsanlara karıştıkça yalnızlığım artıyor,

dedi Kadın. Yalnızlaştıkça daha çok karışıyorsun, dedi Adam.

Yaşadıkça acılarım çoğalıyor, dedi Kadın.

Acıların çoğaldıkça yaşadığını sanıyorsun, dedi Adam.

Sana yaklaştıkça uzaklaşıyorum, dedi kadın.

Uzaklaştıkça yaklaşıyorsun, dedi adam.


Yalnızlığın uğultusu...diye fısıldadı Kadın, buna dayanamıyorum artık.

Dayandıkça koyulaşacak, dedi Adam. Pencereden usançla baktı Kadın.

Sokakta her zamanki cansıkıntısı ve telaş.

Satıcılardan, tüpgazcılardan ve çocuklardan yükselen bağırtıya, bariyerlere, inşaat artıklarına

betonla yaprağın kaynaşmakta gösterdiği çaresizliğe baktı.

Çocuğunu hırpalayan öfkeli anneye,

Servise yetişmek üzere koşuşturan memurun giysisindeki uyumsuzluğa,

vinç operatörünün kar altında çimento torbasının üstünde kıldığı namaza baktı. Birbiriyle konuşmadan yürüyen ortahalli yaşlı karı kocaya.

Askerin çehresindeki korkuya baktı. Koyulaştıkça dayanılmazlaşıyor, dedi.

Ötekini dinlemenin dayanılmazlığına baktı bu kez, konuşmanın ağırlığına.

Sokakta pervasızca yürüyen köpeğin yılgınlığına.

Kendilerini satılığa çıkarmış gibiydiler. Bir tellal gibi bağırıyordu yalnızlıkları.

Efendisine yakarıyor,’siz benden daha iyi bir köle bulabilirsiniz fakat ben sizden

daha iyi bir efendi bulamam,’ diyordu. Evlilik, arkadaşlık, akrabalık,

komşuluk sanılan beraberliklerin yakarışına bakıyor, yüreğine dokunan

sözlerden gözyaşlarını tutamıyordu Yalnızlık. Kölesini satmaktan vazgeçiyordu.



Sadık Yalsızuçanlar

Şahitlik

Büyük çoğunluğunu; sıkışınca özgürlükçü, acıkınca toplumcu, zenginleşince serbest piyasacı, kendini gizlemesi gerekince millici olanların oluşturduğu bir toplumda yaşamak..


  Ambalajın içindekini solladığı, konusuzluğun konu / anlamsızlığın anlam olduğu, içi boş olanların daha hafif diye itibar gördüğü, kapıya değil de kasaya yakın oturanların adam sınıfına dahil edildiği, işporta uyanıklığının her alana sirayet ettiği, çalışkanlara köle, dürüstlere ahmak damgasının vurulduğu bir çağa şahitlik ediyor olmak...

Malum, kendimize ne kadar dikkat edersek edelim, şahit olmak bile insanı kirletiyor.,


"Kalplerdeki kara kara, vızır vızır

Sinekler, sinekler, yine sinekler..."

İNSANLAR

        


yeryüzünde olmuşlar

kafaları kafama benziyor
elleri ayakları var
benim de var

su istiyorum
su veriyorlar


meramımı anlıyorlar
ağzımın kımıldanışından


dokununca gövdelerine
kaçmıyorlar

soruyorum kim olduklarını
insanız
diyorlar

  
âsaf Hâlet